Soru: Oruç nedir? Tarifini yapar mısınız?
Oruç imsak vaktinden iftar vaktine kadar, ibadet niyetiyle, yememek, içmemek ve cinsel ilişkide bulunmamaktır.
Kan veya idrar tahlili yaptırmak orucu bozmaz. Boğazdan aşağı su veya ilaç geçmediği taktirde oruç bozulmaz. Ölçü budur.
Kameri aylar 29 veya 30 gün çeker. Bunu yeni ayın hilali belirler. Hilal görülmezse ay 30′a tamamlanır. Ramazan ayında hilal görülürse 29, görülmezse 30 gün tutulur, bayram da ertesi gün başlar. Yani Ramazan’ın mutlaka 30 güne tamamlanması şart değildir.
Bahsettiğiniz olay kolay kolay mümkün olacak bir şey değildir. Bunu bir örnekle açıklamaya çalışalım: 14 Eylül 2009 günü İstanbul’da 5:08′de sabah ezanı okunuyor. Siz bu ezanı duydunuz ve yola çıktınız. Yine aynı gün sabah ezanı Tekirdağ’da 5:14′te, Edirne’de ise 5:16′da… Eğer 6 dakikadan önce Tekirdağ’a, 8 dakikadan önce de Edirne’ye varmayı başarabilirseniz henüz vakit girmediği için orada yemek yiyebilirsiniz
Diş temizletmek zaruret kapsamında değerlendirilebilecek bir işlem değildir. Bu esnada boğazınızdan aşağı su, ilaç vs. kaçma ihtimali vardır. Bu yüzden dişlerinizi temizletmeyi ya iftar vakti sonrasına ya da Ramazan’dan sonraya ertelemeniz uygun olur.
Oruca imsak vaktiyle başlanır, güneşin batışı ile birlikte iftar edilir. Buna göre kişinin nerede sahura başladığı değil; güneş battığında nerede bulunduğu önemlidir. İstanbul’da sahura başlayan kişi güneş battığı anda nerede bulunuyorsa bulunsun iftar eder, İstanbul’un iftar saatini beklemez.
Kameri aylar bazen 29, bazen 30 gün sürer. Bu ayların başlangıç ve bitişleri, yapılan gözlemlerle tespit edilir. İçinde bulunulan kameri ayın 29. günü güneşin batmasından sonra ertesi ayın hilali gözetlenir. Bu yeni hilâl, güneşin batmasından bir müddet sonra battığı için dikkatli bir gözlem gerektirir. Batı ufkunda toz, duman, bulut vs. olursa gözlem yapmak çok güç, hatta imkânsız olabilir. Hilâl görülemediği takdirde içinde bulunulan ay 30 güne tamamlanır. Artık 30. günün akşamı hilâli gözetlemeye gerek yoktur. O gün güneşin batmasıyla ikinci ay başlamış olur. Çünkü hiçbir kameri ay 30 günden fazla sürmez.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Ramazan hilalini görünce oruca başlayın, Şevval hilalini görünce orucunuza son verin. Eğer buluttan hilal görülmezse Şaban ayını 30′a tamamlayın.” (Buhari, Savm, 11)
Bir başka hadis ise şöyledir:
“Biz ümmî bir milletiz, yazmayı ve hesabı bilmeyiz. Ay (parmakları ile işaret ederek) şöyle, şöyle, şöyledir.” (Ebu Dâvûd dedi ki, Râvi) Süleyman üçüncü işarette bir parmağını yumdu, yani (ay) yirmi dokuz veya otuzdur. (Buhari, Savm, 11, 13; Müslim, Sıyâm, 4, 10, 12, 13, 15; Ebu Davud, Savm, 4; İbn Mâce, Savm, 8; Nesâî, Savm 17; Ahmed b. Hanbel, 1/184; 2/ 43, 52, 122, 129.)
Benzer uygulama İstanbul’da da mevcuttur. Tuzla, İstanbul merkezden 1 dakika önce iftar ederken Şile 2 dakika önce; Büyükçekmece ve Çatalca 2 dakika sonra iftar ederken Silivri de 3 dakika sonra iftar etmektedir. İl merkezleri ile ilçeler arasındaki farklılıklar Diyanet Takvimlerinin sonunda yer almaktadır. Oradan bilgi edinebilirsiniz.
Ramazanda gücü yeten her müslümanın oruç tutması farzdır. Fakat hasta veya yolcu olanların oruç tutmama ruhsatı bulunmaktadır. Bunun yanı sıra kendilerine oruç henüz farz olmayan çocuklar, oruç tutamayacak kadar yaşlı olan insanlar ve gayr-i müslim vatandaşlar da vardır. Dolayısıyla onların istifade edebilmeleri için lokanta vs. gibi işletmelerin Ramazanda açık bulundurulmasında herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü yasak olan, kişinin bizzat kendisinin yemesi-içmesidir. Kimseye zorla oruç tutturulamayacağı, insanlara oruç tutup tutmadıkları ve müslüman olup olmadıkları sorulamayacağı için mazeretsiz yere oruç tutmayanların da bu gibi yerlerde yemek yemesinden işletme sahibi sorumlu olmaz. Bu yüzden onların kazançlarına da haram denilemez.
Burada başka bir şeye dikkat çekmekte fayda vardır. Müslüman olup da hastalık veya yolculuk gibi meşru bir mazereti olmadığı halde oruç tutmayanların bu gibi kamuya açık yerlerde, halkın gözü önünde yemek yemesi öncelikle Allah’a isyan anlamı taşır. Zira böyle yapmakla Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmemektedirler. Bunun yanı sıra oruç tutanlara saygısızlık ettiklerini de unutmamaları gerekir. Bazı gayr-i Müslim ülkelerde ve hatta ülkemizde gayr-i Müslimlerin Ramazan ayında Müslümanlara saygısızlık etmemek için özel çaba sarf ettikleri ortadayken bu gibi kişilerden en azından bir gayr-i Müslim kadar saygı göstermeleri beklenir. Son olarak onlara şu hadisi şerifi hatırlatmak isteriz:
“İnsanların ilk Peygamberlikten beri duyageldikleri sözlerden biri şudur: Utanmazsan dilediğini yap!” (Buhari, Enbiya 54, Edeb 78; Ebu Davud Edeb, 6; İbn Mâce, Zühd 17; Muvattâ, Sefer 46; Ahmed b. Hanbel, 4/121-122, 5/273)
Bu kişi oruç tutabiliyorsa tutsun. Unutup da yerse çevresindekilerin hatırlatmasına gerek yoktur. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Oruçlu kimse oruçlu olduğunu unutup da yediği ve içtiği zaman, orucunu (bozmayıp) tamamlasın! Çünkü o oruçluya ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.” (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 33 (1155)
Bu konuyla ilgili olarak Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararı şöyledir:
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir.
Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makine yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinesi, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir.
Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.
Oruç, yeme içme ve cinsel ilişki ile bozulur. Bakara 187. âyette şöyle buyurulur: “… Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.” Ağızda karanfil bulundurmak, o sınırlara yaklaşmak olur. Çünkü tükürüğe bulaşıp boğazdan aşağı gitme ihtimali vardır. Bu sebeple bundan kaçınmak gerekir. Ağız kokusunu önlemek için misvak kullanabilirsiniz.
İtikâf için ayet veya hadisle herhangi bir gün tesbiti yoktur. Bir itikâfın en az müddeti, İmam Ebu Yusuf’a göre bir gündür. İmam Muhammed’e göre bir saattir. Bir saat, fıkıh âlimlerine göre, zamanın belirsiz olan az veya çok bir parçası demektir. Yoksa bir günün yirmi dörtte biri demek değildir. İtikâfın en az müddeti, Malikî’lerce tercih edilen görüşe göre bir gündüz kadar, bir gecedir. Şafiîlere göre de, “Sübhanellah” denilmesinden bir an kadar fazla olan pek az bir zamandır. Bu sebeple bazı camilerin girişinde “itikafa niyet ettim” anlamında “neveytü’l-itikâfe” cümlesi yazılarak camiye girenlerin bu niyeti yapması ve camiden çıkana kadar itikaf sevabı almaları hatırlatılır.
Siz niyetinizi edin ve bir odanıza çekilin. Bol bol ibadet edin. İtikâf budur. Ama bunu özellikle Ramazanın son günü yaparsanız daha güzel olur.
Orucu bozan şeyler yemek, içmek ve cinsel ilişki ve bu manaya gelen şeylerdir. Saç boyamak bunların hiçbirine girmez. Dolayısıyla orucu da bozmaz.
Güneş battığı andan itibaren iftar edilir. Diyanet takvimlerinde iftar vakitleri açısından herhangi bir sorun yoktur. Ezanla birlikte oruç açılır, 30 dakika beklemeye gerek yoktur. 30 dakika beklenecek olan yer imsak vaktidir. İmsak vakitlerinde ezanlar okunduğunda hemen sabah namazı kılınmamalı, yarım saat kadar geçmesini bekleyip öyle kılmalıdır
Bakara suresinin 187. ayetine göre orucu bozan şeyler; yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Bu manaya gelecek davranışlar da mekruh kabul edilmiştir. Bir özür olmadıkça pişirilen yemeğin tadına bakmak böyledir, mekruhtur. Fakat bir hanımın kocası kötü huylu ise, aksi ise, bu hanım yutmadan diliyle yemeğin tadına, tuzuna bakabilir
İftar oruçlular içindir. Yakın dostlarınızdan, akrabalarınızdan iftar yemeği verecekleriniz varsa önce onları çağırmalısınız. Fakat oruç tutmayan yakınların da bu sofrada olmasını yasaklayıcı herhangi bir hüküm bulunmamaktadır
Hilal konusunda Türkiye’nin 1977′den beri yaptığı uygulamalar, doğru ve yerindedir. Bugüne kadar kimse bunun yanlışlığını ispatlayamamıştır. Son birkaç yıldır Suudi Arabistan da buna uymaktadır. Hilali gördük diyen ve farklı günlerde oruca başlayıp, bayram eden kişilerin büyük çoğunluğunun yanına gittik, görüştük. Hiçbiri iddiasını ispat edecek delil ileri süremedi.
Niyet, içten bir şeye karar vermek, bir işi ne için yaptığını kesinlikle bilmektir.
Dînî bakımdan niyet, “Bir görevi, Allah Tealâ’nın emrine uymak ve ona yakınlık kazanmak için yerine getirme kararından” ibarettir.
İbadetlerde niyet şarttır.
Oruç imsak vaktinden iftar vaktine kadar, ibadet niyetiyle, yememek, içmemek ve cinsel ilişkide bulunmamaktır.
Ramazan orucuna iftar vaktinden ertesi gün kaba kuşluk vaktine kadar yani öğle namazına yaklaşık 5-10 dakika kalıncaya kadar niyet edilebilir. Bu müddet içerisinde içten Allah rızası için oruç tutmaya karar verilince niyet edilmiş olur. Sahura kalkmak da niyet sayılır.
Akıllı ve erginlik çağına girmiş her müslümanın ramazan ayını oruçlu geçirmesi farzdır. Yani yerine getirmeleri zorunlu olan bir ibadettir.
Ergenlik çağı, erkeklerin ihtilam, kızların da adet görmeğe başladıkları zamandır. Ergenlik çağının başlangıcı erkekler için on iki ve kızlar için de dokuz yaştır. Bu yaşların sonu her ikisinde de on beş yaştır. Yani on beş yaşına girmiş kız ve erkekler ergenliğe ulaşmış demektir
Yaşadığınız ülkede Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü hilal görürseniz ertesi gün ramazan olduğunuz anlar oruç tutarsınız. Hilali görmezseniz Şaban ayını otuz olarak sayarsınız ve sonra ramazana başlarsınız. Aynı şekilde ramazanın yirmi dokuzuncu günü hilali görürseniz ertesi gün bayram günüdür, oruç tutmazsınız. Eğer görmezseniz ramazanın sayısını otuz kabul eder, bir gün daha oruç tutar sonra bayram yaparsınız.
Türkiye’de uygulanan takvim, bu konuda en doğru takvimdir. Bunun doğruluğu gözlemlerle de doğrulanmaktadır. Bu takvim, bütün dünyada Ramazan ve bayram vakitlerinde birlik sağlanması için oluşturulan uluslararası komisyon tarafından hazırlanmıştır. Buna uyarsanız doğrusunu yapmış olursunuz.
Leyl kelimesi Arap dilinde şu anlama gelmektedir: “Gündüzün hemen ardı. Başlangıcı güneşin batmasıdır.” (İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, l-y-l mad., c: 11, s: 607) Türkçe’deki gece kelimesi de aynı anlamdadır. Ancak gece deyince daha çok karanlığın iyice bastırdığı zamanlar anlaşılır. Akşam kelimesi ise güneşin batmasından sonraki zaman anlamındadır. Okuyucunun doğru anlamasını temin için akşam kelimesi tercih edilmiştir.
Buhari’de Ömer b. Hattab (ra)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerif şöyledir:
Allah’ın resulü buyurdular ki: “Gece bu taraftan geldiği, gündüz şu taraftan gittiği ve güneşin battığı zaman oruçlu kimse iftar eder.” (Buhari, Savm, 43)
Hadiste açık bir şekilde görüldüğü gibi Peygamberimiz geceyi (leyl), güneşin battığı zamandan itibaren başlatmaktadır
Allah Teala hastalara oruç tutmama ruhsatı vermiştir. Bakara suresinin ilgili ayetleri şöyledir:
184. “Orucu sayılı günlerde tutun. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun.
185. Ramazan öyle bir ayıdır ki Kuran o zaman indirilmiştir. O insanlara yol gösterir. Onda doğru yolun açık belgeleri vardır, iyiyi kötüden ayırır. Sizden kim bu aya erişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta olur veya yolculukta bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık onu ululamanız için meşru kılmıştır; ola ki şükredersiniz.”
Niyet ederek oruca başladıktan sonra hastalanan kişiler de oruçlarını bozabilirler.
Hastalar iyileşirlerse oruçlarını kaza ederler. İyileşmezlerse yapacakları bir şey yoktur.
Hasta yolcu ve ileri yaşlılık durumunda olduğu için oruç tutamayacak durumda olanlar oruç tutamıyorlarsa oruca niyet etmezler. O gün onlar için oruçlulara yasak olan şeyler yasak değildir. Ama böyle bir özrü olmadığı halde oruca niyet etmemiş olanlar niyet vaktini geçirmişlerse artık o gün akşama kadar bir şey yiyip içemezler. Diğer oruçlular gibi bir şey yemeden beklemeleri uygun olur.
Bazılarının oruç tutmamak için akşamdan niyet etmedikleri görülmektedir. Bu davranış haramdır. Allah’a karşı isyan sayılır.
Dişleri fırçalamak orucu bozmaz.
a) Diş macunu ile dişler yıkanır, su veya diş macunu boğaza kaçarsa oruç bozulur.
b) Dişler kanar ve tükürüğün rengini kırmızıya çevirecek miktarda kan boğazdan içeriye giderse oruç gene bozulur.
Gerek misvakla ve gerekse diş fırçasıyla dişler fırçalanabilir. Ağzı yıkama eli yıkama gibidir. Çünkü oruç konusunda ağız, vücudun dış organlarından sayılmıştır. Ancak boğaza çok yakın olduğu için dikkatli olmak gerekir. Macunun tadının boğazına gitmesi bir kokunun burna gitmesi gibidir. Ancak macunun bir parçası boğaza giderse o zaman oruç bozulur.
Ağza alınan macunu tamamen temizlemek zor olduğu ve tükürükle birlikte boğaza gitme ihtimali yüksek olduğu için dişler fırçalanırken macun kullanmamak daha iyi olur. Bu yüzden dişleri temizlemek için misvak kullanılması daha uygun olur.
Kur’an’da orucu; yeme, içme ve cinsel ilişkinin bozacağı hükme bağlanmıştır. İğne ile vücuda ilaç verme, ne yeme sayılır ne içme. Bu sebeple orucu bozacak bir durum meydana gelmez.
Olmaz. O yaşlığı tekrar tükürmeğe gerek yoktur.
Bozulmaz. Ancak başkasına sövmek ve hakaret etmek haramdır. Müslüman eliyle ve diliyle başkalarını rahatsız etmez.
Bozulmaz. Uyanınca banyo yapar ve orucuna devam eder. Yalnız gusül abdesti esnasında ağza ve burna su verirken dikkatli olmak gerekir. Çünkü su yutmak orucu bozar.
Cünüplük hali oruca engel bir durum değildir. Âişe ve Ümmü Seleme validelerimiz, Peygamberimiz sallâhu aleyhi ve sellem’in de cünüp olarak uyandığını ve ondan sonra gusül abdesti alıp orucunu tuttuğunu haber vermişlerdir. (Buhari, Savm, 22)
Dinimize göre herhangi bir sebepten dolayı cünüp olan yani gusül abdesti alması gereken bir kişi en fazla bir namaz vakti kadar süre cünüp olarak bekleyebilir. Bundan daha fazla bir süre beklemesi caiz değildir. Gece gusül abdesti almanız gereken bir durumdayken yatıp uyuyabilirsiniz. Fakat sabah namazını kılmanız üzerinize farz olduğu için o vakit uyanmalı ve namaz kılmak için gusül abdesti almalısınız. Uyandığınızda yapmanız gereken ilk şey, gusül abdesti alıp kaçırdığınız sabah namazınızı kılmaktır.
Kan vermek orucu bozan hallerden değildir. Vücuttan çıkan şeyler orucu bozmaz.
Burun damlası orucu bozar. Çünkü burundan akıtılan ilaç boğazdan aşağı iner.
Bu tür maddeler oruçluyken kullanılabilir. Bunları cilde sürmek orucu bozmaz.
Hamile veya emzikli kadınlar, oruç tuttukları takdirde kendilerine veya çocuklarına bir zararın geleceğinden endişe ederlerse hasta hükmünde olurlar ve oruçlarını erteleyip daha sonra tutabilirler.
Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:
Enes b. Malik’ten: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine zarar gelmesinden korkan hâmile kadın ve çocuğuna zarar gelmesinden korkan emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatını vermiştir.” (İbn Mace, Sıyâm, 12)
Fakat çalışan kadınlar, sırf bu sebeple oruçlarını yiyemezler.
Oruçlu kişi şehvetle karısını öpebilir. Eğer kendine sahip olacağından eminse bunun bir mahzuru yoktur. Ancak emin değilse mekruh olur.
Nikahlınız olmayan bir bayanla el ele tutuşmanız dinimizce yasaklanmıştır. Bunun oruçlu olup olmamakla bir ilgisi yoktur. Yani yasak olan bu hüküm oruçlu iken de yasaktır, oruçlu değilken de. Nikahlı olmadığınız müddetçe ele ele tutuşmanız doğru değildir.
Orucu bozulmaz, dolayısıyla kaza ve keffaret gerekmez. Ama Müslüman bir insanın, yabancı biriyle el ele tutuşup, yanak yanağa öpüşmesinin doğru bir davranış olmadığını bilmesi ve bu tip davranışlardan kaçınması gerekir.
Öpmek orucu bozmaz ama nikâhlı eşiniz olmayan bir bayanı öpüp sarılmanız haramdır.
Oruçlu iken tahrik edici rüya görmek orucu bozmaz. Boy abdesti almak da orucu bozmaz. Ama özellikle ağız ve burna su verirken vücuda su kaçmaması için dikkatli olmak gerekir.
Hastalığınız nedeniyle tutamamış olduğunuz Ramazan-ı Şerif oruçlarınızı, sağlığınıza kavuştuğunuz için bilfiil kaza etmeniz gerekir. Fidye vermekle borçtan kurtulamazsınız.
Oruç, kişinin bizzat yapması gereken bir bedeni ibadettir. Onun için hiç kimse kendi yerine bir başkasına oruç tutturamaz.
Fidyeye gelince o, orucu kaza ettikten sonra yoksullara verilmesi gereken maddi bir yardımdır.
Şu anki takvimlere göre imsak vakti gerçek vaktinden yaklaşık 30-40 dakika önce gösterilmektedir. Bunun nedeni takvim konusunda kaynak kabul edilen Gazi Ahmet Muhtar Paşa tarafından yapılan ve hala tekrarlanan bir hatadır. Sabah ezanlar okunduktan sonra 40 dakika geçmesini bekleyip namazınızı ondan sonra kılmalısınız
Nefes darlığı çekenlerin kullandıkları ve halk arasında fıs fıs denen ilaçlar orucu bozarlar. Çünkü bunlar ağız yoluyla alınan ilaçlardandır. Fakat Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bu konuda şöyle farklı bir görüşü vardır:
“Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır.
Ayrıca, misvaktan bazı kırıntıların ve kimyevi maddelerin mideye ulaşması kaçınılmaz olduğu halde, Hz. Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan bu şeyle oruç bozulmaz.
Bu itibarla astımlı hastaların, sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.” (22.09.2005 tarihli, “Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri” başlıklı karar)
Bu da farklı bir ictihattır.
Bir müslümanın hastalık veya yolculuk gibi meşru sebepleri olmaksızın keyfi olarak oruç tutmaması haramdır. Bu davranış, Allah’a isyan anlamı taşır.
Bu kişi hasta veya yolcu olmadığı için keyfi olarak tutmadığı oruçları kaza etmesi gerekmez. Zira Bakara sûresinin 184 ve 185. ayetlerinde sadece hasta ve yolcuların oruç tutmamaları halinde kaza edebilecekleri bildirilmiştir.
Yanlış davranışından dolayı bu kişinin Allah’a bol bol tevbe – istiğfar etmesi ve bir daha böyle bir şey yapmaması gerekir
Oruçluyken duş almak da denize girmek de orucu bozmaz. Fakat ağız ve burundan vücuda su kaçarsa o zaman oruç bozulur. Duş alırken belki buna dikkat edebilirsiniz ama yüzerken ağız ve burna suç kaçması sıkça rastlanılabilir bir durumdur. Bu yüzden bundan sakınmalısınız.
Oruçluyken hap, şurup ve burun damlası gibi ağız ve burun yoluyla alınan ilaçları yutmak orucu bozar. Bu kişi hasta olduğu için bu davranışından dolayı günahkar olmaz. Çünkü hastaların oruç tutmama ruhsatı vardır. Yalnız oruç bozulduğu için Ramazan’dan sonra bir gün kaza orucu tutması gerekir.
Gözyaşı veya yüz teri ağza girecek olsa, bakılır: Eğer bir ve iki damla gibi az bir şey ise, orucu bozmaz. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir. Fakat tuzluluğu bütün ağız içinde duyulacak derecede fazla olup da oruç hatırda iken yutulacak olsa, orucu bozar.
Bulunduğunuz şehirden 90 km dışarıya çıkmanız seferî olmanız için yeterlidir. Bu yolculuğun yürüyerek olması ile araba veya uçakla olması arasında herhangi bir fark yoktur. Seferîlik hükümlerini uygulayabilirsiniz.
Seferî olanlara da (hastalara da) oruç farzdır. Ama bunlar Ramazan’da tutmayıp daha sonra kaza edebilirler. Allah onlara böyle bir ruhsat tanımıştır. Fakat buna rağmen oruç tutarlarsa daha iyi olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Sayılı günlerde… Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha hayırlı olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Bir bilseydiniz!” (Bakara, 2/184)
Bedelle olmaz, kaza etmeniz gerekir. Peş peşe tutmanız gerekmez, ara ara tutabilirsiniz.
Fıkıh ve ilmihal kitaplarına göre fitil kullanmak orucu bozar. Fakat Allah orucu “yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak kalmak” şeklinde tarif etmiştir. Fitil kullanmak ne yeme ne de içme sayılır! Tedavi maksatlıdır ve ağız – burundan vücuda girmemektedir. Bu açıdan biz orucu bozmayacağı kanaatindeyiz. Fakat fitilin kullanım amacını da dikkate almak gerekir. Eğer gerçekten bir hastalığın tedavisi içinse problem olmaz. Fakat kişiye kuvvet verici, gıda sağlayıcı bir fitilse o zaman bundan da kaçınmak gerekir.
Din İşleri Yüksek Kurulu’nun lavman ile ilgili kararı şöyledir:
“Lavman yaptırmak konusunda iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.”
Bize göre ise her iki durumda da oruç bozulmaz. Zira lavman, yeme içme kapsamında değerlendirilecek bir işlem değildir
Oruç; imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak kalmak demektir. Orucu bozan şeyler de yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Ağda yapmak bunlardan hiçbirine girmez. Dolayısıyla oruç bozulmaz.
Oruçlu iken gargara yapmak yutmamak kaydıyla caizdir. Nasıl ki abdest alırken ağza su vermek ve çalkalamak orucu bozmuyorsa ilaçla gargara yapmak da bozmaz. Bunun şartı, boğazdan aşağıya hiçbir şeyin gitmemesidir. Bir damla bile kaçsa oruç bozulur, kazası gerekir.
Hayır bozmaz. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Oruçlu kimse oruçlu olduğunu unutup da yediği ve içtiği zaman, orucunu (bozmayıp) tamamlasın! Çünkü o oruçluya ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.” (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 33 (1155)
Halk arasında üç aylar olarak bilinen aylar ile Kur’an-ı Kerim’de geçen haram aylar arasında fark vardır. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarında savaş yapmak yasak olduğu için bu aylar haram aylar = el-eşhuru’l-hurum olarak adlandırılmıştır. Cahiliye devrinde Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnız haram aylarda savaş yapılmazdı. Bu aylarda panayırlar kurulur, şiir yarışmaları yapılır; yahudiler, hristiyanlar ve puta tapıcılar dinlerini yayarlardı. Ramazan ayı ise haram aylardan değildir. Kur’an’da haram aylardan Tevbe suresinde bahsedilir:
“Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah’ın katında ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü haram (ay)lardır. İşte doğru din budur. O aylar içinde (konulmuş yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve Allah’a ortak koşanlar nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekün savaşın ve bilin ki Allah (günahlardan) korunanla beraberdir. Haram ayı içinde savaşmak yasaklanmıştı. Bu ayda savaşmak için haram ayını başka bir aya ertelemek, küfürde daha ileri gitmektir. İnkâr edenler onunla saptırılır. O (haram ayını) bir yıl helâl sayarlar, bir yıl haram sayarlar ki, Allah’ın haram kıldığının sayısını çiğneyip, Allah’ın haram kıldığını helâl yapsınlar. Yaptıkları işin kötülüğü kendilerine süslü gösterildi Allah kâfirler toplumuna yol göstermez. “ (Tevbe, 9/36-37)
Oruç hükümlerinin anlatıldığı Bakara suresi 183-186. ayetleri mutlaka bir mealden okumanızı tavsiye ederiz. Orada sadece hasta ve yolcu olanların oruçlarını tutmayıp kazaya bırakabilecekleri bildirilmiştir. Zor işlerde çalışanlar, öğretmen ve öğrenciler ne hasta sınıfına girer ne de yolcu… Zaten orucun hikmetlerinden biri de her türlü şart ve ortam altında kişilerin Allah’ın emirlerini yerine getirip getirmeyeceklerinin belirlenmesidir. Savaştan daha zor bir ortam düşünebilir misiniz? Ya da savaş şartları ile sınavlara hazırlık şartlarını mukayese edebilir misiniz? İlk ramazan orucunun Ashab-ı Kiram cihattayken farz kılındığı gerçeğini asla unutmamanızı tavsiye ederiz. Bu dünya, imtihan dünyasıdır. Bu bilinçle sınavlarınızı bahane ederek Ramazan orucunuzu tutmazlık etmeyiniz. Dinimizin oruç ibadetindeki kolaylık prensibi, yukarıda da belirtildiği gibi hasta ve yolcuları kapsamaktadır. Yoksa oruç tutmak istemeyen herkes kendince haklı bir sebep bulabilir ve kolaylık prensibinden yararlanabilirdi.
Siz orucunuzu tutarak Allah’ı razı ediniz ki Allah da size yardımcı olsun.
Ramazan, kameri aylardandır. Yani ayın hareketlerine göre belirlenir. Bu sebeple her yıl bir önceki yıla göre on veya on bir gün önce gelir. Dolayısıyla bazen kışın, bazen yazın oruç tutulur. Böylece Müslüman, soğukta, sıcakta ve her mevsimde Allah’ın oruç emrini yerine getirme fırsatını yakalar.
Dinimizde ibadetlerle yükümlü olma sınırı, ergenlik çağıdır. Kızlar adet görmeye, erkekler de ihtilam olmaya başladıkları andan itibaren dinin her türlü hükümlerinden sorumlu olurlar. Ergenlikten önce bu sorumluluk yoktur.
Çocukları bu ağır sorumluluğa hazırlamak ailenin görevidir. Namaz ve oruç gibi temel ibadet eğitimleri, çocuğa yedi yaşından itibaren verilmeye başlanmalıdır. 10 yaşına gelmiş bir çocuk artık namaz kılmayı gayet iyi biliyor ve zaman zaman oruç tutabiliyor olmalıdır. Fakat çocuklar ergenlikten önce henüz tam anlamıyla mükellef olmadıkları için onları kesinlikle zorlamamalı, uygun bir dille kendilerine anlatılmaya çalışılmalıdır. Bu konuda en büyük görev anne ve babanındır. Buhari’de yer alan bir rivayette ashab-ı kiram’ın henüz ergenlik çağına girmemiş çocuklarını oruca alıştırdıkları, çocukların yemek için ağladıkları zaman iftar vaktine kadar onları oyuncaklarla oyaladıkları anlatılmaktadır. (Buhari, Savm, 47)
Ebû Hureyre radıyallâhu anh’ten: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ramazan ayını bir gün veya iki gün öncesinde oruçla karşılamayın. Ancak kişinin tutmayı alışkanlık haline getirdiği oruç o güne rastlarsa onu tutsun.” (Buhari, Savm, 14, Müslim, Sıyâm, 21 (1082); Tirmizi, Sıyâm, 2)
Bu hadise dayanan Ömer b. Hattâb, Ali b. Ebi Talib, Ammâr, Huzeyfe, İbn Mes’ûd radıyallâhu anhum gibi bazı sahabiler ile Said b. Müseyyeb, Şa’bî, Nehaî, Hasan Basri gibi tabiiler ve İmam Şafii, Şa’ban ayının son 10 gününde oruç tutulmasını caiz görmemektedirler. Bunların dışında kalan âlimler ise bu günlerde oruç tutulmasını mekruh kabul etmektedirler.
Bir müslümanın kasıtlı olarak oruç tutmaması diye bir şey olamaz. Din bize uymaz, biz dine uymak zorundayız. Dine uymak istemeyen kişi, zorla uydurulmaz. Bu sebeple onlara ikramda bulunabilirsiniz. Böyle bir durumda gereken uyarıları yapmanız iyi olur.
Oruç, yeme içme ve cinsel ilişki ile bozulur. Bakara 187. âyette şöyle buyurulur:
“… Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.”
Dudaklara sürülen ruj, o sınırlara yaklaşmak olur. Çünkü tükürüğe bulaşıp boğazdan aşağı gitme ihtimali vardır. Bu sebeple oruçluyken ruj sürmemek gerekir.
Konuyla ilgi hadislere ve Peygamberimizin uygulamasına bakıldığında bulabilenlerin hurma ile, bulamayanların ise su ile iftar etmeleri tavsiye edilmiştir.
Selmân İbn Âmir ed-Dabbî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Herhangi biriniz iftar etmek istediği zaman orucunu hurma ile açsın. Hurma bulamazsa, su ile iftar etsin. Su temizdir.” (Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Zekât 26, Savm 10; İbn Mâce, Sıyâm 25)
Enes radıyallahu anh dedi ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem akşam namazından önce bir kaç taze hurma ile orucunu açardı. Taze hurma bulamazsa, kuru bir hurmacıkla iftar ederdi. Kuru hurma da bulamazsa, birkaç yudum su içerek iftar ederdi. (Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Savm 10.)
Orucu yeme, içme ve cinsel ilişki bozar. Yenilen ve içilen şeylerin vücuda gıda verip vermemesi önemli değildir. Sigara, içilen şey olduğu için orucu bozacağı kesindir.
Nafile orucu bozanların kaza orucu tutacağına dair şöyle bir hadis bulunmaktadır:
Aişe radıyallâhu anhâ demiştir ki: “Biz oruçlu iken Hafsa ile bana bir hediye getirildi. Biz de orucumuzu bozduk, sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem odaya girdi. Kendisine: “Ya Rasûlallah! Bize bir hediye getirildi, onu canımız çekti ve orucumuzu bozduk”, dedik. O da “Size günah yok (ancak) onun yerine başka bir gün oruç tutunuz” buyurdu. (Tirmizi, Sıyâm, 36; Ebu Davud, Savm, 73)
İmam-ı Azam ve İmam Mâlik bu hadise dayanarak başladığı nafile orucu bozan kişiye kazanın vâcip olduğunu söylemişlerdir. Gerçi bu hadis zayıftır. Çünkü râviler arasında tenkide uğrayan Zümeyl vardır. Fakat bu hadis İbn Hibbân, İbn Ebî Şeybe ve Taberânî tarafından başka senedlerle de rivayet edilmiştir.
Bu görüşte olanlar ayrıca “Amellerinizi bozmayınız” (Muhammed, 47/33), ve “orucu geceye kadar tamamlayınız” (Bakara, 2/187) manalarındaki ayetleri de görüşlerine delil almışlardır. Çünkü bu son ayette, orucun geceye kadar tamamlanması emredilirken farz veya nafile olduğuna dair bir ayırım yapılmamıştır.
Konu ile ilgili olarak Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali‘nde şu bilgiler yer almaktadır:
“Nafile oruçların tutulmalarını zorunlu kılacak dinde bir sebep yoktur. Bunlar, yalnız sevap kazanmak için dileyenlerin tutacakları oruçlardır. Ancak böyle bir oruç tutulmaya başlandıktan sonra bozulacak olursa, onun kazası gerekir. Bu kazanın sebebi de, böyle bir ibadete Hak rızası için başlanmış olmasıdır ki, bunu yarıda bırakmak caiz olmayacağından kaza şeklinde tamamlanması vacip olur.” (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, İstanbul, 1986, s. 255-256.)
Şafii ve Hanbelîler ise nafile orucu bozmanın kazayı gerektirmediği görüşündedirler.
Muâz b. Zuhre; Rasûlullah (s.a.)’e kadar ulaştırdığı rivayetinde; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin iftar ettiği zaman şöyle dediğini haber vermiştir:
“Ey Allahım! Senin için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.” (Ebu, Davud, Savm, 22)
Dârekutnî’nin ve Taberânî’nin el-Mü’cemul-Kebir’inde İbn Abbas’tan rivayet ettikleri haber şu şekildedir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman; “Ey Allahım! Senin için oruç tuttuk, senin rızkınla orucumuzu açıyoruz. Onu bizden kabul et. Sen işitir ve bilirsin” derdi.
İbnus-Sünnî, Muâz b. Zühre’den şöyle rivayet etmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Allaha hamd ederim. O bana yardım etti, oruç tuttum, rızık verdi, iftar ettim,” derdi.
Abdullah b. Amr b. el-As’dan da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Oruçlunun iftar esnasındaki duası şudur: ” Allahım! Senden her şeyi kuşatan rahmetinle günahlarımı ba¬ğışlamanı isterim.”
Hanefîlerin iftar esnasında okudukları duâ şöyledir:
“Allahım senin rızân için oruç tuttum, sana inandım, sana dayandım, senin rızkınla orucumu açtıyorum. Ramazanın yarınki günü orucuna da niyet ettim. Artık benim, geçmiş ve gelecek günâhlarımı bağışla.”
Şâfiîlere göre; “Allahım senin için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açtım,” diye duâ etmek sünnettir.
(KAYNAK: Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Hüseyin Kayapınar, Necati Yeniel, Necat Akdeniz, Şamil Yayınevi, Oruç bahsi, 22. bâb.)
Oruçlunun banyo yapmasında bir sakınca yoktur. Fakat ağza ve buruna su verirken dikkatli olmak gerekir. Boğazdan aşağı su kaçarsa oruç bozulur.
Konuyla ilgili olarak Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bizim de katıldığımız kararı şöyledir.
“İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.”
Yalnızca cuma günü oruç tutmamak ona Perşembe veya Cumartesi günlerini de ilave etmek konusunda Peygamberimizden nakledilen sahih hadisler mevcuttur. İlgili hadislerden birkaçı şöyledir:
Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle demiştir: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle derken işittim:
“Sizden herhangi biriniz Cuma gününden bir gün evvel yahut bir gün sonra da oruç tutmadıkça sakın yalnız cuma günü oruç tutmasın!” (Buhari, Savm, 62. Ayrıca bak: Müslim, Sıyâm 147; Ebu Davud, Savm, 51; Tirmizî, Savm 42; İbn Mâce, Sıyâm 37; Ahmed b. Hanbel, 1/288; 2/422, 526.)
Cüveyriye binti Haris (r.anha)’dan rivayet edildiğine göre, Cuma günü Cüveyriye oruçlu iken Peygamber (s.a.) onun yanına girip; “Dün oruç tuttun mu?” diye sormuştur. Cüveyriye: “Hayır”, demiş. Peygamber (s.a.); “Peki yarın tutmayı düşünüyor musun?” diye sormuş. Cüveyriye: “Hayır” demiş. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve selem: “O zaman orucunu boz,” buyurmuştur. (Buhari, Savm, 62; Ebu Davud, Savm, 53)
Bu hadislere dayanan bazı âlimler yalnızca Cuma günleri oruç tutmayı haram, bazıları mekruh kabul etmiştir. Kendilerine bu hadisin ulaşmadığı düşünülen Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Muhammed ise yalnızca Cuma günleri oruç tutmanın mekruh da olmadığını mubah olduğunu söylemişledir.
Bizce de doğrusu, hadislere uygun davranmak, yalnızca Cuma günleri oruç tutmamak, buna Perşembe veya Cumartesi gününü de eklemektir.
Evet, hicri takvimde 12 ay vardır. Ramazan da bunlardan biridir. Ramazan ayı bunların sultanı olunca geriye 11 ay kalır. Yani Ramazan, geri kalan 11′in sultanıdır. Eğer 12 ayın sultanı olsaydı o takdirde takvimde 13 ay olması lazımdı!
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de orucun amacını şöyle belirtiyor:
“Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de korunasınız diye farz kılındı.” (Bakara, 2/183)
Bu ayete göre Ramazan ayında oruç tutan bir insan, kendini Allah’ın yasakladığı şeylere karşı diğer zamanlarda olduğundan daha fazla korumalıdır. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ramazan boyunca her gece kullara bu korunma çağrısının yinelendiğini bildirmiştir:
“Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin asileri zincire vurulur. Cehennem kapıları kapatılır, hiçbiri açılmaz; Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Ve bir seslenen şöyle haykırır: “Ey hayır isteklisi (hayır işlemeye) yönel! Ey şer isteklisi, kendini tut! (Çünkü) Allah’ın ateşten koruduğu kimseler vardır.” Ramazan boyunca bu iş her gece yapılır.” (Tirmizi, Savm, 1; İbn Mâce, Sıyâm, 2.)
Bakara suresinin 187. ayetine göre orucu bozan şeyler yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Aynı ayette Allah “… Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.” buyurmaktadır. Buna göre bir kişi “oruçluyken” yemekten, içmekten, cinsel ilişkiden ve kişiyi bu yasaklara götüren şeylerden uzak durmalıdır.
Ramazan ayında tatil yapılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Denize veya havuza girmek de orucu bozmaz. Fakat ağız ve burundan giren su boğazdan aşağı kaçarsa o zaman oruç bozulur. Yüzerken ağız ve burna suç kaçması sıkça rastlanılabilir bir durumdur. Dikkatli olmak gerekir.
Erkeğin avret yeri göbekle diz kapağı arasıdır. Kadının dinen kendisine yabancı olan erkeklere karşı avreti eli, yüzü ve ayakları hariç bütün vücududur. Bunun yanı sıra bir kadın, arzu duysun veya duymasın diğer bir kadının dizkapağı ile göbeğinin arasına bakamaz. Bu yüzden avret bölgelerinin kimseye gösterilmemesi gerekir.
Behz b. Hakîm radıyallahu anh, dedesinden şöyle rivâyet etmiştir:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Örtülmesi gereken yerlerimizi kime karşı örtelim? Diye sordum. Şöyle buyurdular: “Hanımından ve cariyenden başka herkese karşı örtülmesi gereken yerlerini ört.” İnsanlar bir arada otururlarken avret ile hüküm nedir diye sorunca: “Gücün yettiğince avret yerlerini kimseye göstermemeye çalış!” Sonra ben kişi tek başına olunca ne yapması gerekir dedim; “Kendisinden hayâ edilip utanılmaya en layık olan zat Allah’tır” buyurdular. (Tirmizi, Edeb, 39; İbn Mace, Nikah, 27)
Fakat avret mahallinin bir başkası tarafından görülmesi halinde iki tarafın da orucu bozulmaz. Avret bölgesinin açılması veya avret bölgesine bakmak, orucu bozan şeylerden değildir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Müminler! Sarhoş edici içkiler, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi pisliklerdir. Onlardan uzak durun ki umduğunuza kavuşasınız.
Şeytanın istediği tek şey sarhoş edici içkiler ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak bir de Allah’ın zikri (olan Kur’an)’dan ve namazdan sizi alıkoymaktır. Artık vazgeçersiniz değil mi?” (Maide, 5/ 90-91)
Görüldüğü gibi ayette sarhoş edici içkilerin içilmesi yasaklanmış, ayrıca “onlardan uzak durun” buyurularak bu tür içeceklerle araya mesafe konulması istenmiştir. Bundan dolayı Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurmuştur:
Enes radıyallâhu anh’tan gelen rivayete göre “Allah’ın Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem sarhoşluk veren içki ile ilgili olarak on kişiye lanet etmiştir: “Sıkana, sıktırana, içene, taşıyana, taşıtana, sunana, satana, parasını yiyene, satın alana ve satın aldırana.” (Tirmizî, Büyû 59.)
İçki servisi yapılan bar veya cafelerde yemek yiyen kişi, bunlardan birine girmemekle birlikte “içkiden uzak kalma” emrini yerine getirmek için başka lokantayı tercih ederse sevap alır.
Maide suresinin 90 ve 91. ayetlerinde açık bir şekilde görüleceği gibi bir Müslümanın sarhoş edici içkilerden uzak durması ve araya bir mesafe koyması gerekir. Fakat bunun haram olduğunu bilip nefsine yenilen ve içki içen ama namazını kılıp orucunu tutanlar da olabilir.
İçki içmek haramdır, kişi bir haramı işliyor diye Allah’ın emirlerinden uzak kalamaz. Bu emirleri yerine getirmesi, onun haramlardan uzaklaşmasını kolaylaştırır.
Konu ile ilgili hadisler ve bu hadislerden âlimlerin vardığı sonuçlar şöyledir:
1) Enes b. Mâlik radıyallahu anh’tan; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Eğer akşam yemeği önünüze konulmuş, bu sırada akşam namazına kamet getirilmiş ise siz akşam yemeğine başlayınız.” (Buhari, Et’ime, 58; Müslim Mesâcid, 64 (557).
2) Enes b. Mâlik radıyallahu anh’tan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Eğer akşam yemeği önünüze konulmuş ise akşam namazını kılmadan önce yemeğe başlayınız. Acele edip akşam yemeğinizi bırakmayınız.” (Buhari, Ezan, 42; Müslim Mesacid, 64 (557).
3) Aişe radıyallahu anha’dan; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Eğer akşam yemeği önünüze konulmuş, bu sırada akşam namazına kamet getirilmiş ise siz akşam yemeğine başlayınız.” (Buhari, Ezan, 42; Müslim Mesacid, 65 (558).
4) Abdullah İbn Ömer radıyallahu anh’tan; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Eğer birinizin önüne akşam yemeği konulmuş, bu sırada akşam namazına kamet getirilmiş ise siz akşam yemeğine başlayınız. Acele edip akşam yemeğinizi bırakmayınız.” (Buhari, Ezan, 42; Müslim Mesacid, 66 (559).
Nevevî ‘nin beyanına göre: Sofra hazırken namaza durmanın mekruh olması kalp meşgul olarak huşû’un kemâli elde edilemediği içindir. Ancak bu kerahet vakit müsait olduğuna göredir. Yemek yediği takdirde vakit çıkacaksa namazın geciktirilmesi caiz değildir.
Ebu Hanife’nin şöyle dediği nakledilir: “Bütün yemeğimin namaz olması, benim için bütün namazımın yemek olmasından daha makbuldür.» O, bu sözü ile “namazda yemeği düşüneceğime, yemekte namazı düşünmeyi tercih ederim” demiş olmaktadır.
Ahmed b. Hanbel bu gibi hadislerin tevil edilmesi gerektiğini söylemiştir. Ona göre yemeğe başlayan bir kimse namaz için ikamet edildiğini duyunca yemeği keserek namaza durur. Çünkü kalbini meşgul etmeyecek kadar yemek yemiştir.
İmam Şâfiî’ye göre önüne sofra gelen kimse oruçlu ve pek aç olursa evvelâ yemeği yer. Böyle değilse yemeği bırakarak namazı kılar.
İmam Mâlik ‘den bir rivayete göre sofra ile namaz bir yere gelirlerse evvelâ namaz kılınır. Ancak yemek hafif ise evvelâ yemek de yenilebilir. (Ahmet Davudoğlu, Sahih-i Müslim Şerhi, Mesâcid, 67 (560) numaralı hadisin şerhi)
İşin sağlık boyutu da göz önünde bulundurulduğunda ezan okunduğunda önce iftar açılıp, çorba vs. ile kısa bir atıştırma yapıp akşam namazını kılmalı, namazdan sonra yemeğe devam etmelidir. Bu sayede hem namazda zihin yemekle meşgul olmaz hem de bütün gün boş olan mide bir anda yemekle dolup vücuda rahatsızlık vermez.
İlaç kullanıp âdeti geciktirmek kadının bünyesine zarar verir, fıtratını bozar. İlaç kullanmaması gerekir. Çünkü adetli kadın namaz kılamaz ama orucunu tutmak zorundadır
Allah Teâlâ, hasta ve yolcu olanlara oruç tutmama ruhsatı verdikten sonra şöyle buyurmuştur:
“Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Eğer bilmiş olsaydınız!” (Bakara, 2/184)
Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur:
“Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara, 2/286)
Allah Teâlâ hasta ve yolcuların oruç tutmalarının daha iyi olacağını bildirdiğine göre onların oruç tutabilecek güçte oldukları anlaşılır. Zaten Bakara 185. ayette bu ruhsatın sebebi şu şekilde açıklanmıştır:
“Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.”
Oruç tutması mümkün olmayacak derecede güçsüz olanlar, ister yaşlı ister hasta isterse diğer durumlarda olsunlar Allah’ın oruçla mükellef kıldığı kişilerden olmazlar. Bunlar “oruç tutmaları daha hayırlı” olan kişiler gibi değildirler. Peygamberimizden rivayet edilen hamile ve emzikli kadınlarla ilgili şu hadis onların bu durumda sayıldıklarını gösterir:
“Allah yolculuk yapandan orucu ve namazın yarısını kaldırmıştır. Hamile ve emziren kadından da oruç tutmayı kaldırmıştır.” [1] (Tirmizi, Savm, 21; Ebu Davud, Savm, 43; Nesai, Sıyâm, 61; İbn Mace, Sıyâm, 12)
Peygamberimiz bunlara fidye verme yükü de yüklememiştir. Çünkü ayette (Bakara, 2/184) geçen fidye, oruç tutabilenlerin Ramazan bayramında vermekle yükümlü oldukları fitredir. Bunların oruca gücü yetmediği için fitre vermeleri de gerekmez.
Burada hamile ve emzikli kadınlara açıklık getirmek gerekir. Onların hepsi bir değildir. Oruç tutmaları sıkıntılı olacak ama kendilerine veya çocuklarına telafi edilemeyecek şekilde bir zarar gelmeyecekse hasta gibi kabul edilebilirler. Bu durumda Peygamberimizin şu hadisi uygulanır:
Enes b. Malik’ten şöyle rivayet edilmiştir: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine zarar gelmesinden korkan hâmile kadın ile çocuğuna zarar gelmesinden korkan emzikli kadına Ramazan orucunu tutmama ruhsatı vermiştir.” (İbn Mace, Sıyâm, 12)
Bu durumda olan hamile ve emzikli kadınlar yukarıdakilerden farklı olarak tutamadıkları orucu daha sonra tutarlar.
Şevval ayında tutulması tavsiye edilen altı gün oruç hakkında hadis kitaplarında şu hadisler yer almaktadır:
“Her kim Ramazan orucunu tutar da sonra ona Şevval’den altı günü eklerse bütün sene oruç tutmuş gibi olur.” (Müslim, Sıyâm, 39 (1164)
“Kim Ramazan orucunu tutar ona Şevval’den altı gün daha eklerse tüm seneyi oruçlu geçirmiş gibidir.” (Tirmizi, Sıyam, 53)
“Bir kimse ramazanı oruçlu geçirir, sonra peşinden Şevvalden de altı gün tutarsa, tüm sene oruç tutmuş gibi olur.” (Ebu Davud, Savm, 58)
“Kim Ramazan (orucunu tutar ve) bayramdan sonra altı gün oruç tutarsa, onun tutmuş olduğu oruç, yılın tamamının orucu olmuş olur. Kim iyilik işlerse, ona o iyiliğin on misli verilir.” (İbn Mace, Sıyâm, 33)
Susuz da olsa hap içmek orucu bozar. Oruçla ilgili ayetlere bakıldığında hasta olanların oruçlarını tutmayabilecekleri, daha sonra iyileştiklerinde tutabilecekleri belirtilmiştir. Siz de öyle yapın. Doktorunuzun talimatı ile mutlaka hap içmeniz gerekiyorsa oruç tutmaz, Allah’ın izniyle iyileştiğinizde tutamadığınız oruçları tutarsınız. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“… Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha hayırlı olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Bir bilseydiniz!” (Bakara, 2/184)
Namaz da oruç da Allah’ın emridir, bir Müslüman her ikisinden de sorumludur. İnkâr etmediği ve alaya almadığı müddetçe bunlardan birini yerine getirmemesi diğerini terk etmesini gerektirmez. Allah Teâlâ terk ettiği ibadetinin cezasını, yerine getirdiğinin ise mükâfatını verir. Yani namaz kılmayan kişi büyük bir günah işlemektedir. Fakat bu, onun Ramazan orucu tutmasına engel değildir. Orucunu tutmakla mükelleftir.
Dünyada iken işlediği amelleri boşa gidecek olanlar kâfirlerdir, Müslümanlar değil. Konuyla ilgili ayetler şöyledir:
“De ki: «İşleri yönünden ahirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi?
Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Hâlbuki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar.»
İşte onlar Rab’lerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmiş, bu yüzden de yaptıkları iyi işler boşa gitmiştir. Tartılacak şeyleri kalmadığından kıyamet günü onlar için artık tartı âleti koymayacağız.
İşte kâfir olmaları, ayetlerimle ve elçilerimle alay etmeleri sebebiyle, şu cehennem onların cezası olarak hazırlanmıştır.” (Kehf, 18/103-106)
Ramazan ayında cinsel ilişki oruçluyken yani imsak vaktinden iftar vaktine kadar yasaktır. İftar edildikten sonra imsak vaktine kadar (kadın adetli değilse) karı koca ilişkisi serbesttir. Bunu bildiren ayet şöyledir:
“Oruçlu günlerin gecelerinde kadınlarınızla ilişki size helal kılındı. Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah, kendinize olan güveni sarsıcı işler yapmakta olduğunuzu bildi ve tevbelerinizi kabul etti. Şimdi onlarla birleşebilirsiniz. Allah sizin için ne yazmışsa, onu arayın…” (Bakara, 2/287)
Allah Teâlâ hasta olanların ve oruç tutması halinde hastalığı artacak olanların oruç tutmayabileceklerini ama tutmalarının daha hayırlı olacağını bildirmiştir.
Oruç tutmayan hasta ve yolcuların yapması gereken, daha sonra tutamadıkları günler sayısınca oruç tutmaktır. Oruç tutma fırsatı bulamadan ölürse bir sorumluluğu olmaz. Bu gibi kişilerin ödeyecekleri bir fidye de yoktur.

Daha önce 2010 ve 2012'de finalde kaybeden Bayern Münih, bu kez şeytanın bacağını kırdı. 89'uncu…

Galatasaray'da Chedjou transferi tamam! Sarı kırmızılılar henüz resmi açıklamayı yapmasa da, Bülent…

Başbakan Erdoğan, Reyhanlı'daki saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, "Saldırının yönetimi Suriye…

Bakan Yıldırım, geç kaldığı etkinlikte yaptığı konuşmada rötar nedeniyle THY'yi eleştiren ve…

MHP lideri Devlet Bahçeli, çözüm süreci ve akil insanlar heyetine yönelik sert eleştirilerine devam…

İstanbul Okmeydanı'nda trafiği keserek araçlara zarar veren ve kendilerine müdahale etmek isteyen…

Konya'da tek katlı ahşap bir evde henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. Yangında 3…

Fransa, Ocak ayında İslamcı militanlara yönelik operasyon amacıyla Mali’ye gönderdiği askeri…

Rusya’nın güneyindeki özerk Dağıstan Cumhuriyeti’nde İçişleri Bakanlığı binası yakınlarında bir…
Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.